Bak Bakalım Blogumda Var mı?

29 Kasım 2011 Salı

Fransa-İtalya Turu- 4. Gün: Cenova-Portofino

4. ve son günümüzde Fransa topraklarından İtalya topraklarına doğru dönüş yapıyoruz. İtalya ve Fransa arasında sınır yok gibi sanki, bir trenle, otobüsle ya da özel aracınla istediğin gibi geçiş yapabiliyorsun. Bi oradasın bi burada, çok kolay; pasaport yok, sınır yok, güvenlik araştırması yok, acayip! Herneyse...
Sabah erkenden yola çıkıp İtalya'nın Cenova kentine varıyoruz. Rehberimiz, bu şehir için çok fazla vakit ayırmamış ama biz yine rehbere bağlı kalmadan kendimiz, haritamızda belirlediğimiz yerleri görmeye çalışıyoruz.
Cenova da İtalya'nın deniz kenarında bulunan şehirlerinden biri. Akdeniz'in sıcaklığı şehirde yaşayanlara da yansımış, gayet sıcak, samimi. :) İtalyanların bir özelliği; İngilizce konuşuyorsun, İtalyanca cevap veriyor ama beden dilinden ne dediğini anlayabiliyorsun :)
Ferrari Meydanı'ndayız. Etrafta bir tane bile yeni bina yok. İtalyanların başka bir özelliği de bu; yeniyi sevmiyorlar. Eskiyi düzenleyip, tamir edip kullanmaya devam ediyorlar. Belki de bu yüzden yaşanmışların da etkisiyle daha bir kıymetli bugüne kadar dimdik ayakta duran binalar, ağaçlar vs.
Yine meşhur dar sokaklardan geçerek limana varıyoruz. Amacımız 1492 filmine özel yapılan Cristof Colomb'un Amerika'yı keşfettiği gemiyi ve limanı görmek.

Ardından yine yol kenarında bulunan ve bir dönem saray olarak kullanılan binayı görmeye gidiyoruz.
Adamların metro girişine bakın: Eskiyi yıkmak, kırmak, dökmek yok.
Cenova şehir merkezinde göreceğimiz son yer; Arnavut kaldırımlarıyla bezeli, küçük dükkanların bulunduğu çok şirin bir sokak olan Garibaldi Sokağı. Ne yazık ki bunlarla ilgili fotoğraf yayınlayamıyorum, bilgisayarımda bulamadım çünkü :(
Kısıtlı vaktimizi maksimum düzeyde kullanarak kendi Cenova gezimizi tamamladıktan sonra minicik, küçücük ama çoook şirin bir yer alan Portofino'ya başlıyor yolculuğumuz.
Burası aynı Amasra gibi, küçük, şirin bir kasaba.


 Beyaz şarap ve balık harika! Deniz huzur verici. Burada sadece ve sadece dinlenilir ;)
Akşam mı? Uçağımız Milano'daki havaalanından kalkacağı için Milano'ya geri döndük. Yoğun sis nedeniyle akşam 8'de bineceğimiz uçağa ertesi gün öğlen 12'de binebildik. Yorgunluğun üzerine bu hiç iyi gitmedi ama dizinin başında belirttiğim gibi olumlu düşünerek ve güzel günlerimizi düşünerek sıkıntıyı çabuk atlattık içimizde. Herşey her zaman güzel olacak değil ya! Zorlukların üstesinden gelebilmek önemli değil mi? Ben ve eşim gibi herşeye rağmen harika bir tatildi. Yeni rotamız mı? Kısmet...



Yılbaşı Çekilişime Katılmak İsteyen?

Yeni yıla çok az kaldı. Bana göre Kasım ayına girmişsek yeni yıl gelmiştir demektir. Bu yüzden hep Kasım ayında yeni yıl için hazırlığa başlarım. Yılbaşı çekilişim için hazırlığımı da hafta sonu yaptım.(Gerçi blogumla ilgili birçok hazırlığımı hafta sonu yaptım ama bir fırsat bulabilsem hepsini yayınlıycam)
Çekilişimde kazanacağınız ödüller aşağıda fotoğraflandı. Hepsi 1 kişiye gidecek ve kargo ücreti tabii ki bana ait. Çekilişte kazanacağınız ciciler şunlar:
1-Acı kahve tonlarında bir ceket,
2-Miorre marka desenli çorap,
3-Kahve tonlarında gloss,
4-Avon tekli göz farı(Diamond),
5-Naturel tatlı badem yağı,
6-İncili ayarlanabilir yüzük,
7-Flormar yeşil tonlarda 4'lü göz farı,
8-Gabrini Diamond serisinden 2 adet oje,
9-Alix Avien oje,
10-Kolye

Yapmanız gerekenler:
1- Her iki blogumun da izleyicisi olun,(Olmazsa olmaz şart)
2-Blogunuzda ya da facebookta duyurun(Twitter ya da başka bir sosyla alanda hesabım yok. O yüzden mutlaka blog ya da facebook'ta duyurulmalı)
3-Yeni yıldan beklentilerinizi yorumunuzda bizlerle paylaşın,
4-Duyuru linkinizi, mail adresinizle birlikte yorumunuzda bildirin.
 Hepsi bu kadar, adsız yorumları kesinlikle kabul etmiyorum. 31 Aralık 00:00' kadar vaktiniz var, 1-2 gün içerisinde de kazananı açıklarım. Herkese bol şans, yeni yıl hepimize sağlık,başarı, şans, mutluluk ve huzur getirsin ;)

28 Kasım 2011 Pazartesi

Fransa-İtalya Turu- 3. Gün: St. Paul- Monaco Prensliği

Kahvaltının ardından nette fotoğraflarını görüp çok beğeneceğimi tahmin ettiğim Nice'ye yaklaşık 40 km. uzaklıkta bulunan St. Paul'e doğru yola çıkıyoruz. Ünlülerin villalarının bulunduğu, daracık sokakları, taş evlerden oluşan ve özgünlüğünü koruyabilmiş tam bir Ortaçağ kasabası.
Dakika bir, gol bir: Aşağıda gördüğünüz küçük cafe bir zamanlar şapelmiş. Allah'ım şirinliğe bak, daha şehre girmedik bile...
Yine daracık sokaklar, dükkanların neredeyse tamamı sanat galerisi...



 Ayıla bayıla yediğimiz şeker ve çikolataların satıldığı, oyuncakçı dükkanı gibi canlı ve neşeli, o bölgedeki tek çikolata mağazası.
                                                   Kapı kollarına dikkat! Burası Fransa ;)

                               Bu da süper şirin birşey :) Bunu, birkaç evin kapısında daha gördüm.
St. Paul gezimizin ardından, kasabaya 10 dk. uzaklıktaki Vence kasabasına da uğradık ama kayda değer hiçbirşey olmadığı için otobüsle tekrar Nice'ye döndük. Hedefimiz Monaco Prensliği. Etrafı dağlarla çevrili ve denize kıyısı olan görülesi, hatta cebinde bol bol para ile gelinesi, ünlülerin ve zenginlerin mekanı Monaco.

 Monaco Prensliği. Saray, önceden halkın ziyaretine açıkmış, ancak şu an girilemiyor. Fakat, içerisinin gayet lüks olduğu biliniyor.

 Yine dar sokaklar ve birbirlerine bakışan hediyelik eşya satışı yapan dükkanlar.
 Prenslik hanedanının düğün törenleri burada yapılıyormuş. İçerisi de hakikaten muhteşem...
 Tepeden deniz kenarına doğru iniyoruz. Marina süper...
 Ünlü aktrist Grace Kelly'nin hemen her yerde fotoğrafları var. Halk, hala aktristi unutmamış.
 Formula 1 yarışları burada yapılıyor, hatırlıyorsunuz değil mi?
 Deniz kenarındaki Lunapark'ta eğlenmek isteyen?
 İspanya'dan bildiğimiz Churros. Bizim halka tatlısının şerbete batırılmamış, hamur hali. Yanındaki nutella ile muhteşem oluyor.
 Aşağıdaki fotoğraf, Monte Carlo'daki meşhur kumarhanelerden sadece bir örnek. Gayet lüks, pahalı, oyun oynamaya gelen insanlar kravatlı, takım elbiseli, hanımlar gayet bakımlı. Tabii ki turistler de bu koşullara uyarak oyun oynayabilir, burada giriş ücretli. Ya da turistlerin daha çok tercih ettiği kollu makinelerde ufak çaplı kumar oynayabilirsiniz. Keyifli!

Yarın, son durağımız Portofino ve Milano'dan dönüş yapıcaz...





25 Kasım 2011 Cuma

Fransa-İtalya Turu- 2. Gün: Grasse- Cannes- Nice

2. gün sabah erkenden kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra Fransa'da parfümün doğduğu yer olan Grasse'ye doğru yola çıkıyoruz. Bu arada, Fransa'nın bu bölgesinde (Cote D'Azur) mi, yoksa tüm Fransa'da mı tam olarak bilemiyorum ama otobüs ücretleri çok uygun, tek kişilik gidiş bileti 1 Euro.
Grasse'nin kendi gibi küçücük bir istasyonu var ve yürüyerek her yere gidebiliyorsunuz.

Küçük bir çarşıdan geçtikten sonra 3 büyük parfüm fabrikasından Fragonard'ın müzesi ve satış mağazasına geçiyoruz. Müzede fotoğraf çekmek(nedense) yasak. Biz de fabrikayı geziyoruz.
 Parfümlerin yapıldığı daha yakın zamanlarda kullanılan koca kazanlar. Müzedekiler, tam da belirtildiği gibiydi: "Müzelik"  :)
Bu da fabrikanın hemen köşesine kondurulmuş büst. Eskiden parfümler sokaklarda bu amcalar tarafından satılıyormuş ya.
Bu da fabrikanın içindeki harita. Türkiye'den gül ithal ediyorlarmış. Eee, Isparta gülümüz meşhurdur.
Buradan biraz alışveriş yaptıktan sonra(ki onlar için ayrıca post geliyor) Cannes'e gitmek için Nice'ye geri dönüyoruz. Bilet ücreti yine 1 Euro. Fiyatları neden söylüyorum; buralara sevgili rehberimiz ve tabii ki tüm rehberler yüksek ekstra ücret istiyorlar. Cannes 45 Eroydu mesela.
Birkaç saatlik yolculuğun ardından meşhur film festivalinin yapıldığı Cannes'teyiz. Yol boyunca bir yanımızda palmiyeler ve lüks oteller, diğer yanda ise muhteşem, süper, harika Akdeniz...
Arkamda, yere serilip güneşlenen amcayı gördünüz mü? Denizde yüzen ve sörf yapanları mı ararsınız, böyle sereserpe güneşlenenleri mi? Onları görünce ben de ısınıverdim birdenbire, çıkardım üstümü başımı :)
Festivalin yapıldığı binayı hiç böyle düşünmemiştim açıkçası. Ünü gibi şaşaalı bişiy bekliyordum.
Ünlülerin el izlerinden. Hatunun tırnakları bile çıkmış :)
Peki ya Whoopi'ye ne demeli? Hatunun parmak izleri bile çıkmış yahu!
Johnny Depp'i aradım ama bulamadım. Hastasıyım efenim, hastasıyım...
(Bu arada kırmızı halıdaki fotoğrafımı da bulamadım, böhü...)
Afilli otobüs durağı görmek isteyen?
Sean Penn'in de hastasıyım :)
Ve bu da afilli otobüs garı.
Gördüğünüz gibi şehrimiz lüks efenim, şehir zengin. Buraya yazın gel, tatil yap, Akdeniz'in sularına bir de burada bırak kendini, ye-iç-alışveriş yap-bol bol harca, gel ;)
Akşam tekrar Nice'ye dönüyoruz. Nice akşamı da çok keyifli...
Önce şehir meydanına gidelim. Akşamı ışıl ışıl ve kalabalık. Her yer cafe ve mağazalarla dolu. Ünlü fıskiyesiyle Plaze Massena.
Dikkat ettiniz mi, kaldırım yok.
Bundan sonra fotoğraf çekmemişiz. Acıktık, yorulduk, biraz dinlenme ve ardından yine alışveriş zamanı. Dediğim gibi; yol boyunca küçük dükkanlar, cafeler, mağazalar, dar sokaklar, yolun benim yüzüme dönük olan kısmından itibaren de Nice sahil şeridine doğru yol alabilirsiniz.
Bir sonraki gün St. Paul, Monaco bizi bekliyor...










Fransa-İtalya Turu- 1. Gün: Milano-Nice

Eveeet, yaklaşık 3 hafta önce gittiğim Prag anılarımdan önce taze taze Fransa-İtalya anılarımı paylaşayım sizlerle.
Yaklaşık 3 yıldır sürekli yurtdışına çıkıyorum ama ilk defa bu kadar başarısız bir rehber ve aksilik dolu bir seyahat yaşadık. Biz, eşimle mümkün olduğu kadar bu işten yüksek moral ve pozitif düşüncelerimiz sayesinde sıyrılabilmeyi başardık ama ilk defa yurtdışına çıkmış olan ya da beklentisi yüksek olan turdaki diğer misafirler için aynı şeyleri söyleyemeyeceğime emin olabilirsiniz.
1. gün; İstanbul'dan Milano'ya geçtik. Biz, otobüsten indikten sonra eşimle birlikte Milano sokaklarına attık kendimizi, üzerinde gidilecek yerleri önceden işaretli haritamızla vurduk kendimizi yollara.
İlk durağımız, Duomo Meydanı'ndaki dünyanın en büyük gotik katedrali olan Duomo.

Yapımı 500 yıldan fazla sürmüş. Trafiğe kapalı ve kocaman bir meydanda bu kilise, bembeyaz görüntüsüyle sakin ama kendinden emin duruşuyla harika kareler çekmemize fırsat veriyor.

Buradan katedrali hemen yanında bir başka eski ama gayet çekici bir başka yer; ünlü alışveriş merkezi La Galeria.
Gayet lüks ve şık mağazaların yer aldığı ortaçağdan kalma bu alışveriş cennetine girelim mi?

Tarihi Rönesans dönemine kadar uzanan Sforza Kalesi'ne doğru yol alalım mı? Bu arada Milano'da yapılacak olan fuar için fuara katılan ülkelerin yer aldığı ülke bayrakları içerisinde ülkemizin bayrağını görünce hemen yanında fotoğraf çekmemek olmazdı.
14. yy.da savunma amaçlı inşa edilen ve bir süre Da Vinci de bir dükün hizmetinde burada yaşamış.

 Şimdilerde dinlence yeri olarak kullanılan bu kalenin içerisinde birçok müze bulunuyor. Vaktimiz kısıtlı olduğu için Da Vinci'nin de katkılarının bulunduğu bu mekanda daha fazla kalamıyoruz.

Zafer takı
Ve Milano'da gördüğümüz son mekan; Da Vinci'nin meşhur "Son Akşam Yemeği" tablosunun sergilendiği, defalarca tadilattan geçmiş ve adeta yepyeni olmuş Santa Maria Grazie Kilisesi.
 Tabii ki tabloyu hadi biz geldik, gösterin bize tabloyu denmiyor efenim orada, 1 ay önceden rezervasyon yaptırmalısın. Belki rezervasyon iptali vardır diyerek şansını denemek istersen, görevliye sor bakalım, belki bizden şanslısındır ;)
Rehberimizden kaçarak daha Ankara'dayken aldığımız notlarımız eşliğinde ve 2 saat gibi kısa bir sürede emin olun turdaki diğer arkadaşların gördüklerinden daha çok yerler bu gördükleriniz. Tekrar otobüse binip Nice'ye doğru yol alıyoruz. Yarın göreceğimiz çok yer var...







Yazılarım E-mailinize Gelsin ;)